Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

{sigara } [ ölüm]

Hastanenin birine gittim
Bir hasta ziyareti edelim dedim
Şairin biri çıktı karşıma
Tutuşturdu oğlumun eline kağıt
Dedi babana yaramazda belki sana eder fayda
Büyüklere değil benim nasihat
Küçüklere olsun fayda. dedi.
Bu şiiri ben yazdım ama oldumu bilemem bir sigara şiiri yazan amcaya dedim amca bu şiiri benim sayfamda paylaşayım bende bir iki kişiye ulaştırayım istemem dedi amca benim zaten var internetde şiirim isteyen orda okusun sana izin yok dedi.Amcamız musade etmediği için sizlerle paylaşamıyorum ama çok ders verecek sigara içenlere bu amcanın şiiri okumanızı umuyor uygulamanızı tavsiye ediyorum.
Şiirin ilk kıtasını yazayım da hepsini almayalım.ünlü şair mustafa bey görmesin:)
Gençlikte sigara ile poz yaparsın
Annen içme dedikçe atıp tutarsın
Yaş elliyi geçince yatağa yatarsın
Zararlıdır gençler içmeyin sigara

Kurban bayramınız mubarek olsun


Kurban bayramınız mubarek olsun.

HER ZAMAN BİR İZ BIRAK

pencil

Küçük çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu: “Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikaye olma ihtimali var mı?” Büyük baba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi: “Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin. “Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.

-“İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki!”

-“Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.

“Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Yaratan’dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.”

“ikinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.”

“Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.”

“Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşundur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.”

“Beşinci ve son özelliği ise: Her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.”

Bükçe Dili (kadın dili)





Artı parantez :)

Günlerden bir gün her zamanki gibi pür dikkat ders anlatan hocaya öğrencisi sorar.

-Hocam  derse niye ara verip ufak bir fıkra anlatmıyorsun?

Hoca hiç istifini bozmadan derse devam eder bir sonraki ders öğrenci yine sıkılr ve yine ağzında mırıldanır.

-Ya insan arada kafa dağıtmak için bişiler söyler anı ,fıkra  ne olursa artık siz dersle kafayı bozmuşsunuz der.

Bunu hoca yine duymazlıktan gelir ama duymamasına imkan yoktur çünkü tüm sınıf duymuştur o nasıl duymaz. Başka bir hafta derse girdiğimizde ise hoca bir problem yazar tahtaya biz problem çözülecek diyerek tahtadakini deftere yazma gayretindeyiz Hoca duraklar ve gülümsemeye başlar kimse bir şey anlamaz tabi Öğrencinin biri hemen atılır noldu hocam?

-Sizler benim hep bir fıkra anlatmadığımdan şikayetci idinizya ona güldüm aklıma bir fıkra geldi şimdi anlatayım mı  diye sorar tabi bizler böle bir hocadan nasıl bir fıkra çıkacak merak içindeyiz başlar anlatmaya

-Adamın biri yolda gidiyormuş giderken ayağına muz kabuğu takılıp düşmüş.

Öğrenciler fıkranın devamını bekliyor  ee hocam sonra nolmuş bitti der hoca öğrenciler öylece kalırlar.

Hoca-

-Artı parantez burada gülüncekti değince öğrenciler zoraki bir gülümseme yaparlar.

İlk dantelim:)

Biz kadınlar beddualıymışız bizler belirli bir yaştan sonra elimizde iğne, iplik, tığ, şiş hiç eksik olmaz o yüzden, belirli bir yaşa geldiğimizde ya anamız ya konu komşu baskısıyla da olsa birşeyler yapmaya başlarız okuyorsan okulun bittikten sonra yada tatil aralarında baskıyla yapmak istemesende illaki seni o yöne sürükleyenler olacaktır filancının kızı şunu yapmış seninle yaşı aynı sende yapsana der hep birileri ve bakmışsın ki elinde tığ bişiler yapmaya çalışıyorsun.

Bende böle konu komşu sayesinde aldım elime tığ ile ipliği daha hiç bişi bilmeden hangi ipin hangi tığ ile hangi ipten nasıl bişi yapıldığını bile bilmeden. Söyleyenlerin yanına gidip bana gösterirmisiniz diye ricaya gittiğimde ise kimse tek bir kelime söylemiyordu. Yardıma gelince kimse yaklaşmıyordu iki üç kişiye sordum baktım olmayacak ben dedim bu işi kendim neden yapamayayım kimseden sana hayır yok kızım otur uğraş ve yap. Belki benim gibi böle bu duruma düşüp sinirle yapmaya başlayanlar çoktur. Anneme eltisinin bohçada hediye getirdiği bir yastık vardı aldım onu önüme zincir çekmesini biliyordum Allahdan (doğuştan gelen bişi herhalde) o sinirle o örneği söktüm yaptım söktüm yaptım sonunda başardım başardım ama yaptığım her araya üç parmağım birden giriyordu :) ve ilk dantelimi böylelikle yapmıştım belki hala bir yerlerde duruyordur annem atmamıştır  kesin.

Şimdi ise örgü hariç  öteki oya,dantel,nakış,dikiş hepsinden az çok bilgiliyim yapabildiklerimi yapmaya çalışıyorum.

Bizlerde birilerine baskı yapıp da dantel örgü yaptırmaya ne dersiniz.Çünkü o kişilerin şu anki benim yaşımda oldukları bir dönemdi sıra bana gelmiş  olmalı :)

29 ekim

CUMHURİYET MARŞI

Cumhuriyet, cumhuriyet, en güzel şey hürriyet
Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet!
Gazimin sen en büyük yadigarısın bana
Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet!

Dalgalansın her tarafta şanlı Türk'ün bayrağı
Korumaktır ve yüceltmek azmimiz bu toprağı!
Bu vatan hiç sensiz olmaz, ey güzel cumhuriyet
Milletim öyle demiştir ; ya ölüm, ya hürriyet!

TAVSİYELER

1_İyilikleri ve güzellikleri almak ve vermek için etken ve edilen olunuz.Kusurlarınızı ve hatalarınızı  başkalarına bulaştırmayınız.Dostlarınızın hüznünü ve sevincini paylaşınız.

2_yağcılık yapmayınız. eğer böle yaparsanız ,hem kendi şahsiyetinizi düşürmüş,hem de muhatabınızı aldatmış olursunuz.

3_Dostlarınızın hatalarını münasip  bir üslupla yüzüne,iyiliklerini ve güzelliklerini de arkalarından  söylemeye gayret ediniz.Tersini yapan dostuna  kötülük etmiş olur. teşvik ve takdir için olcaksa başka.

4_devamlı abdestli olunuz. sizi birgün altında misafir edecek toprağa abdestsiz basmayınız.

5_iyi bir dinleyici olmak için kendinizi yetiştiriniz.pek çok kişi sizi işitir fakat pek az kişi sizi dinler.

6_tenkid edildiğinizde eleştirileri memnuniyetle kabul edin.

7_başarı için önce ne istediğinize karar verip bunu gerçekleştirmek için yeterli bir süre azimle çalışmalıyız.

8_yaşamınızdaki öncelikleri iyi tesbit edin.

9_Devamlı tebessüm edin,bu aynı zamanda sadakadır.

10_Her söylediğiniz doğru olsun ama her doğruyu her yerde söylemeyin.Söylediğiniz  söz doğru,söylediğiniz zaman  ve şartlar yanlış olabilir.

11_İnsanlarla gereksiz münakaşaya girmeyiniz.

12_Çevrenizdekilere samimiyetle ilgi gösterin.

13_Kendinizi maddi olarak sizden daha zor durumda olanlarla,ahlaki olarakta sizden daha iyi durumda olanlarla kıyas ediniz.

14_Üzüntülerinizi yenmek için dua etme alışkanlığınızı geliştirin.Unutmayın dua mü'minin en önemli silahıdır.

15_Ahmakla arkadaşlık yapma.Çünkü sana menfaat vereyim derken zarar verir.

16_Yalancı ile arkadaşlık yapma.Çünkü sen daima aldanabilirsin.O serap gibidir.Uzağı sana yaklaştırır,yakını uzaklaştırır.

ÖĞÜT

Bir Anneden Kızına Mektup

Yavrum! Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım.Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi,âhirette de ebedi saâdete ulaşırsın.

1_Kanatkâr ol!Yani, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek herşeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü ,kanaat,kalbi huzura kavuşturur.

2-Söylenenleri daima iyi dinle ve kocanın meşru emirlerine itaat et!

3-Evin ve herşeyin her zaman, temiz muntazam ve düzenli olsun!

4-Eşinin yemeksaati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise öfkelendirir.

5-Evinin mallarını ve eşyalarını iyi koru! Yaptığın işleri iyilikleri başa kakma! Yİliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.

6-Eşinin yakınlarına özel muamelede bulun! Kocanın hatalarını yalnızken yumuşak bi şekilde söyle.

7-Kocanın sırlarını hiçkimseye söyleme! Karıkoca arasındaki sırlar kabre beraber gömülmelidir.

8-Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol! Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur.

9-Aranızdaki problemleri kendiniz halledin! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden medet umma!

10-Kocandan almakta zorlanacağın gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme!

11-Kadının güzel huylusu eşine cennet nimetidir. Sen kocana cennet nimeti ol! Azap çektirme!

Bir bebeğin yarım kalan günlüğü

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. içimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

 

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Her engel bir fırsat

Eski zamanlarda bir kral,saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş,kendisi de  pencereye oturmuştu.

Bakalım neler olacaktı?...

Ülkenin en zenginleri, en güçlü kervanları,saray görevlileri birer birer gediler....Sabahtan öğlene kadar...

Hepsi,kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.Pek çoğu da; Halkından bu kadar vergi aldığı halde saray yollarını bile temiz tutamıyor'' diye yüksek sesle kralı eleştirdi.

Sonunda bir köylü çıkageldi saraya; meyve ve sebze getiriyordu.

Yoldaki engeli görünce sırtındaki küfeyi yere indirdi ve olanca güçüyle kayayı itmeye başladı.

Sonunda kan ter içinde kalmış ama engelide yolun kenarına çekmiş oldu.Tam küfesini sırtına almak üzereydi ki kayanın eski yerinde bir kesenin olduğunu gördü...

Açtı, kese altın doluydu.Birde kralın notu vardı içinde:

_''Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.'' diyordu kral...

Köylü,bu gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

''Her engel hayat şartlarımızı daha da iyileştirecek bir fırsattır aslında...''

Okunanlar ancak yaşanarak anlaşılır

Kendi içinde hazmedemediğin bilgiyibaşkalarına telkin etme.Kuş gibi değil,koyun gibi ol.O,yediklerini süt olarak ortaya koyar. Unutma,okunanlar ançak yaşanarak anlaşılır.Bilmek çok önemlidir ama yanlız başına önemli değildir.Bilgiyi kendine ilave edip faydalı hale getirip,aksiyona, işe dönüştür ki,''kitap taşıyan merkep''benzetmesine örnek teşkil etme.öğrendiklerini kaydetmeyi  alışkanlık edin.

Unutma ki en soluk mürekkep,en iyi hafızadan daha iyidir.Duygularını,önyargılarını,ideolojini''bilgi'' zannetme yanlışlığına düşme.Bilmediğini bilmeyen insanlara,bilmediklerini öğretmeye kalkma.Abestle iştiğaldir.

Unutma! Yazarsan; beşikte öğrendiğini mezara taşırsın.Tanımadığın,bilgi ve kültür düzeyini bilmediğin bir insana, talep etse bile kitap tavsiye  etmeye kalkma.

Çünkü kitap tavsiyesi, hasta tedavisi için reçete  yazmaya benzer.''teşhis''koymadan reçete yazmaya kalkan bir hekim,hastasına iyilik edeyim derken kötülük edebilir.

Bir dost



 1085xgxb0.gif

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...

'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...

Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.

Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...

En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...

Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.

Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.

Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..

Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...

Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...

'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli...

Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:

'Bunu da aşacağız!

İmza: Bir dost!...'

 fleurs00001grz1np.gif

Seni de Vururlar Bir Gün Ey Acı





Ne Ol Ne Olma

Paranı ver, gönlünü ver selam ver, canını ver ama SIRRINI VERME!

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE SAYMA!

Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman BOŞVERME!

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama BÖLÜCÜ OLMA!

Eşini beğen, işini beğen aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama KİN BESLEME!

Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama İHANET ETME!

Hedefe koş, yardıma koş ama, ORTAK KOŞMA!

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama AĞZINI AÇMA!

Okumaktan zarar gelmez, oku ama LANET OKUMA!

Rakibini geç, sınıfını geç ama GÜLÜP GEÇME!

Ev al, araba al, abdest al ama BEDDUA ALMA!

Zulmü devir, nefsi devir ama ÇAM DEVİRME!

Yaklaş, konuş, tanış ama UŞAKLAŞMA!

Doğrul, devril ama EĞRİLME!

Seslen, uslan ama YASLANMA!

İtil, atıl ama SATILMA!!!

eğer

Eğer


Eğer, herkes soğukkanlılığını kaybedip seni suçladığı zaman, sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden şüphelendiği halde onların bu şüphesini müsamaha ile karşılayabilirsen;
Eğer bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan;
Yahut iftiraya uğrar da, iftira ile mukabele de bulunmazsan
Ve aynı zaman da ne çok uysal olup ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;
Eğer düşünebildiğin halde düşüncelerin kölesi olmazsan;
Eğer felaket ve saadetle yüzleşebilir ve bu iki sahtekârı aynı surette karşılayabilirsen;
Eğer hayatını vakfettiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve eğilip kırık aletlerle onu tekrar kurabilirsen;
Eğer iş işten geçtikten sonra kalbini, sinirlerini ve vücudunu tekrar tam faaliyetle seferber edebilip gayene ulaşmaya çalışabilirsen;
Ve sana “dayan!” iradenden başka hiçbir şeyin kalmadığı zaman dişini sıkmasını bilirsen;
Eğer halk tabakasıyla konuştuğun halde faziletlerini koruyabilirsen;
Yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğinden kaybetmezsen;
Eğer ne sevdiğin dostlarının, ne de düşmanlarının sözleri seni incitmezse;
Eğer herkesi sayabilir fakat kimseye fazla bağlanmamayı bilirsen;
Eğer her dakikanın altmış saniyesini doldurabilirsen;
O zaman artık adam olduğunu düşünebilirsin oğul...

RUDYARD KYPLYNG

Ekmek kırıntıları



Bir dostum anlatmıştı:Bir tanıdıklarının evinde televizyon arıza yapmış, tamir için televizyoncuyu
çağırmışlar. Tamirci televizyonu tamir için arka kapağını bir açmışki, tv nin arka kısmında bir sürü
ekmek kırıntısı var.kel.JPG

Tabii, kimin yaptığını hemen anlamışlar, evin dört yaşındaki yaramaz kızı.Bu hangimizin evinde
gerçekleşirse gerçekleşsin bir çoğumuzun tepkisi hemen bağırıp, çağırmalar kızmalar hatta daha da
ileri gidip tamircinin yanında çocuğu dövmeya kalkan bile olur.

Fakat anne öyle yapmamış, çocuğuyla konuşmayı denemiş ve ona neden bunu yaptığını sormuş aldığı
cevap karşısında ise hüngür hüngür ağlamış,Meğerse çocuk televizyonda gösterilen Afrika' daki
çocukların zayıf hallerini gördükçe, mutfaktan ekmek alıp tv' nin arkasındaki ızagaradan içeri
atıyormuş.

Galiba çocuklar saflığını en iyi koruyan canlılardır.Ne güzel düşünce...

Bir yemek tarifi:)))

"İNSANLIK"BİR BARDAK GÜLÜMSEME İLE BAŞLAYIN
BİR KAP DOLUSU DOSTLUK İLAVE EDİN
BİR TUTAM YUMUŞAKLIK VE BİRAZDA NEZAKET TOZU İLE  KABARTIN
BİR KAŞIK ÜMİT
BİR BÜYÜK PORSİYON YARDIMLAŞMA
ÇOK MİKTARDA ILIM
BİR TUTAM ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKLE ÇIRPIN
KUVVETLENDİRMEK İÇİN BİR ÇORBA KAŞIĞI GÜVENE  İHTİYACIMIZ OLACAK
BİR SADAKAT KASESİ İÇİNDE BİR ÖLÇÜ İNANÇ
İKİ ÖLÇÜ AKLI SELİM VE BİRKAÇ DAMLA HOŞGÖRÜYÜ
AZAR AZAR İLAVE EDEREK SEVGİYLE KARIŞTIRIN
İKİ KAŞIK GÜLÜCÜK 1 KAŞIK SABIR VE BİR TUTAM ÖVGÜ  İLAVE EDİN
ŞEVK İLE HİÇ DURMADAN KARIŞTIRIN
VE ŞÜKRANLA TATLANDIRIN
YEMEĞİN ADINI MERAK ETTİNİZ Mİ  ?

"İNSANLIK"

BİR AŞK HİKAYESİ



Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendini.. Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı.. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa.. Bir yığın vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar.. Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi.. Kız gülümseyerek koştu ona.. "Size nasıl yardım edebilirim" diye.. Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı.. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rastgele bir plağı işaret ederek.. "Evet.. Şu CD'yi bana sarar mısınız?.." Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti.. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda.. Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi.. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan.. İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu.. CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan.. Delikanlıyı istedi.. Notunu yeni bulmuştu da.. Anne ağlıyordu.. "Duymadınız mı" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü.. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.. İçinde bir CD vardı, bir de minik not.. "Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı.. Sevgiler.. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı.. "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!.."Unutmayın.. Düşündüğünüz şeyi mutlak söyleyin.. Birini seviyorsanız, söyleyin ona.. İçinizdeki söylemekten korkmayın. Birisi hakkında ne hissediyorsanız söyleyin ona.. Ve hemen söyleyin.. Hemen.. Çünkü, doğru zamanı bekler ve "İşte şimdi tam zamanı" derseniz, bir bakarsınız çok geç olmuş.. Gününüze sahip olun ki, pişmanlıklar yaşamayasınız. Hepsinden önemlisi, dostlarınıza, sevdiklerinize, ailenize hep yakın olun.. Çünkü bugünkü insan olmanızı onlar sağladı, sizi onlar şekillendirdiler.. "Seni seviyorum" demekten sakın, ama sakın çekinmeyin, utanmayın, korkmayın!.. Yaşamı yaşanmaya değer yapan şey sevgidir..

TEPKİSİZLİK

TEPKİSİZLİK


Unlu virtioz piyanonun basına oturmuş ve salonu
hıncahınç dolduran seyircilerin önünde, konserine başlamıştı.
Ancak tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen,
telleri inceden sıkılmış olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu!
Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini
Araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı.
İki saat suren sessiz konserden sonra ünlü virtüöz
oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı.
Salon sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.
İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist,
kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine :
-"insanlardaki tepkisizliğin nereye kadar varacağını öğrenmek istedim"
.... diyordu...
- "Meğer siniri yokmuş.."

Mutluluğun Tanımı




Büyük bir kedi, kuyruğuyla oynayan küçük bir kediye sormus:
“Neden kuyruğunu kovalıyorsun?”

Yavru kedi yanıt vermiş:
“Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim. Bu nedenle onu kovalıyorum, yakaladıgımda mutluluğa kavuşacagım.”

Bunun üzerine yaşlı kedi şöyle demiş:
“Gençken ben de mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim. Ama şunu farkettim; ne zaman onu kovalasam benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi yoluma gitsem hep peşimden geliyor.


GERÇEK SEVGİ


KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.



Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun
hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.

Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti.

"Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.

Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.

Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.

Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı.
Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat
ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu.
Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı.
Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü.

Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak

- Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış.
Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
Yaşlı doktor
- Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi.

Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini!..